Genel sağlık güzellik ve estetik bilgileri yer almaktadır.
29 Ekim
Havuç
Havuçta bol miktarda A vitamini bulunur. Bu yüzden kalbe, damar sertliklerine, gözlere ve cilde oldukça faydalı bir meyve. Bunun yanında haşlayarak püre haline getirilip yenilen havuç taze havuçtan çok daha faydalı. Çünkü haşlanmış havuçta çok daha fazla anti kanserojen madde bulunuyor. Ayrıca Havuç beyin metabolizmasını canlandırdığı için hatırlama yeteneğini artırır.
Çilek
Çilek strese bire bir gelen bir meyvedir. Ayrıca sigaranın zararlı etkilerini büyük ölçüde azalttığı için çok sigara içiyorsanız veya çok sigara içilen ortamlarda bulunuyorsanız mutlaka çilek yiyin.
Elma
En çok tüketmemiz gereken meyvelerden biridir elma. Kalsiyum, C vitamini ve Demir yönünden zengindir. Kanı temizler, Cilde parlaklık ve güzellik verir, ağızdaki kokuları giderir, soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir, kolesterolü düşürür, yorgunluk ve uykusuzluğa iyi gelir. Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.
Armut
Günde 3-4 tane armut yemek birçok sağlık sorununa iyi gelir.Yüksek tansiyonu olanlara 0çok faydalıdır. Ayrıca armut, A vitamini yönünden oldukça zengin bir meyve olan armut, böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar ve idrarı bollaştırır. Bu yüzden böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Hamile bayanlarda mide bulantısı ve kusmaları azaltır. Bunun yanında sinirleri yatıştırıcı, zihinsel yorgunluğu azaltıcı özelliği vardır.
Kivi
Son yıllarda ülkemizde de yetiştirilmeye başlanan kivi C vitamin deposudur. Bir adet kivide bulunan C vitamini günlük almamız gereken C vitamini ihtiyacımızdan çok daha fazladır. Bu yüzden günde bir adet kivi yediğimizde başka C vitamini almamıza gerek yoktur. Bunun yanında kivinin sağlık açısından daha birçok faydası vardır.
Kivi kolesterol seviyesini düşürür, kan basıncını ayarlayarak yüksek tansiyonu düşürür, göğüs kanserini önlemede faydalıdır, bağışıklık sistemini güçlendirir, kanı temizler, grip ve soğuk algınlığında tedavi edicidir.
İncir (Yemiş)
Çoğunlukla Ege ve Akdeniz’ de yetişen incir, hem lezzetli bir meyve hem de sağlık açısından çok yararlı bir gıdadır. Hem taze hem de kuru tüketilen incir bağırsakları yumuşatarak kabızlığı giderir, sindirim sorunu olanlar için çok faydalıdır. Göğsü yumuşattığı için bronşit ve öksürük gibi sağlık problemlerinde balgam söktürerek rahatlatır. Vücuda enerji verir.
Öksürük İçin: İki su bardağı çiğ sütün içine iki tane kuru inciri doğrayıp sütü kaynatın. Yirmi dakika kadar bekletip süzün ve günde 2 defa bu sütten sıcak olarak için.
Üzüm
İdeal bir enerji kaynağı olan üzüm; özellikle bebeklerin gelişimi için çok faydalıdır. Sindirimi kolaylaştırır, kansızlığı giderir. Üzümde vücudumuzda en kolay parçalanan karbonhidratlar bulunduğundan yedikten çok kısa bir süre sonra yüksek enerji sağlar. Ayrıca antioksidan etkisi vardır.
29 Ekim
Bel incinmelerinin nedenleri araştırıldığında, pek çok hasta ilk yakınmaların vücutlarının soğuk olduğu bir dönemde, örneğin çalışmaya başlarken meydana geldiğini söyler. Hatta sabah evinden çıkarken ayakkabısını bağlamaya eğildiğinde, belini incitenlerin sayısı küçümsenmez. Bununla birlikte:

- Zayıf ve güçsüz kaslar,
- Bilinçsizce yapılan yanlış hareketler,
- Aşırı şişmanlık ağrıya yol açan etkenlerdir.
Yatağınız nasıl olmalı?
İyi bir yatak vücudun gömülmesini engelleyecek kadar sert, vücut hatlarını koruyacak kadar rahat olmalıdır. Yastık çok yüksek olmamalı, baş ve boyuna normal pozisyonunu verdirecek yükseklikte olmalıdır. Yatarken, bacaklarınız arasında küçük bir yastık, bel ağrısında dostunuz olabilir. Dizler arasına bir yastık konularak yan yatmak veya dizlerin arkasına bir yastık yerleştirilerek sırtüstü yatmak sizi rahatlatabilir.
Burada çok sık yapılan bir yanlış, reflü şikâyetleri olduğunda, baş altına konan yastıkların yükseltilmesidir. Yastığı yükseltmenin reflüye zararı olabilir. Vücut, yüksek yastıktan aşağı doğru kaydığı için mide hizasından bükülür. Mide içi basınç artarak, şikâyetler daha da artabilir.
Bacaklarınız güçlü kaldıraçlardır
Güçlü kasları ve güvenli kaldırma tekniği sayesinde vücut, ciddi ağırlıklar kaldırabilir. Tabii yaş ilerledikçe bu tip ağırlık kaldırmalara çok dikkat etmek lazım. Özellikle belirgin osteoporozu, yani kemik kalsiyum kaybı, olan kişiler, ağırlık kaldırma sırasında, kendi kendine, omurga kırıklarına sebep olabilirler. ‘’Ben erkeğim, bir şey olmaz'’ demeyin. Osteoporozun erkekler için de kadınlar kadar tehdit edici olduğu gösterilmiştir.
Yükü yükseğe kaldırırken yük, omuz hizasından daha yüksekteyse ayaklarınızın altına merdiven veya benzeri yüksek bir şey koyun. Bu yükü öne doğru değil, ağırlığını vücudunuza dağıtacak şekilde tutun ve belinizi bükmeden basamaktan inin ve yükü çömelerek yere koyun.
Unutmamanız gereken çok güçlü bir yardımcınız var, bacaklarınız. Bacaklarınız gibi harika ve güçlü bir kaldıraca sahipken, belinizi zorlamayın. Bu anlattıklarım bir hastalığa bağlı olmayan ve kendimizi korumadığımız zaman oluşabilecek bel ağrılarıdır. Aslında bel ağrıları bir çok hastalığın ilk uyarı belirtileri olabilir. Bu nedenle eğer belli bir sebebi olmayan ve bir kaç günden fazla süren bel ağrınız olursa, muhakkak doktorunuzla görüşün. Ağırlık kaldırmanın beş doğru yolu
Ayaklarınızı açarak yere sağlam basın. Kaldıracağınız yüke yakın durun. Çömelin, derin soluk alın ve soluğunuzu tutarak (karın kaslarınızı kasıp bele destek olmak için) yüke yapışın
Bacaklarınız belinizden kuvvetlidir. Sırtınızı dik tutarak ayağa kalkın.
Yükü göğsünüze yapıştırarak beldeki yükü azaltın.
Dönüş yaparken belinizle değil, ayaklarınızla dönün.
Eğilerek değil, çömelerek yükü yere koyun, tabii bu arada parmaklarınıza dikkat edin.
27 Ekim
Neden bazı ciltlerde daha fazla olur?
Yağlı ciltlerde, soya çekime bağlı olarak bazı bireylerde akne eğilimi artmaktadır.
Ergenlikte sivilcelerin ne kadarını normal saymalı, hangi koşullarda bir uzmana başvurmalıyız?
Akne, ister hafif ister ciddi olsun mutlaka hekiminizin size vereceği bilgiler doğrultusunda kontrollü ve güvenli biçimde tedavi edilmelidir. Unutmayın ki “Tedavi edilemeyecek akne yoktur!”.
Ancak farklı türde ve şiddette aknenin tedavisi için farklıseçenekler vardır ve tedavinin başarılı olabilmesi için uygun olanının seçilmesi esastır. Bu nedenle hekiminizin önerilerine sıkısıkıya uymak, tedaviyi bilinçli bir şekilde sürdürmek gerekir. Genelde iz bırakmaya meyilli olan, bireyi dış görünüm anlamında rahatsız eden akne’de tedavinin planlanması gereklidir.
Sivilceleri engellemek için ergenlerin yapabilecekleri bir şeyler var mı? Temizlik? Beslenme?
Cilt temizliği başta gelen unsur olarak sayılabilir. Hatalı kozmetik ürünlerden kaçınmak, deri tipinize uygun kozmetik seçimi önemlidir.
Sivilceler bir kere çıktıktan sonra gençler nelere dikkat etmeli?
Tedavi protokollerinin hekim tarafından düzenlenmesinin dışında, günde 2 kez su ve uygun ürünle yüz yıkamaya dikkat etmek, yüz kozmetiklerinin seçiminde dikkatli olmak, sivilceyi koparmak ve yolmaktan kaçınmak, uygun güneş ürünlerini kullanmak dikkat edilecek hususlar olarak sayılabilir.
Aileler nelere dikkat etmeli?
Çocuklarının tedavi protokollerine uyumunu sağlamak, psikolojik etkilenimin iyi saptanması (şiddetli akne olgularında %10’a varan oranda depresyon eğilimi gözlenebilir), sivilcelerle oynamanın engellenmesi veya en aza indirgenmesi ailelerin üzerine düşen görevler arasında sayılabilir.
27 Ekim
Meme kanseri kadınlarda sık görülen, öldürücü bir kanser türüdür.
Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. Her kadının hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riski vardır.Kadın yaşlandıkça, riski daha da artar. Meme kanseri, yayılmadan önce, erken tesbit edilirse,hasta %96 yaşam şansına sahiptir. Her yıl 44000′de bir kadın meme kanserinden ölmektedir.
Meme kanserine karşı en iyi koruyucu yöntem erken teşhisdir.
Meme kanserinin birçok tipi vardır. En sık rastlanan duktal karsinoma, memenin süt kanallarında başlar. Meme kanseri memenin dışına yayıldığında koltuk altındaki lenfatik nodüller en sık görülen yayılım yerleridir. Kanser hücreleri memenin diğer Lenf Nodlarına, Kemiğe, Karaciğer ve Akciğere yayılabilir. Her kadın meme kanseri gelişme riskine sahiptir. Gerçekte meme kanseri gelişen kadınların çoğunda risk faktörleri belli değildir.
Meme kanseri riskini arttıran faktörler
* 50 yaş üzerindeyseniz
* Yakın akrabalardan biri meme kanseriyse, (anne veya kızkardeş meme kanseri ise, 2-3 misli daha fazla)
* Daha önceden diğer memenizde kanser tespit edilmişse
* Adet görmeye 12 yaşından önce başlamış iseniz
* Hiç gebe kalmamışsanız
* Adet görmeniz 50 yaşından sonra da devam ediyor ise
Araştırmalar, meme hücreleri içerisinde, meme kanser riskini artıran bazı genler olduğunu göstermektedirler. Genetik değişiklikler, aileden (herediter) olabilir veya hayat boyu gelişebilirler. Meme kanseri genellikle tek bir hücrede başlar. Günümüzde meme kanserinin nedeni ve nasıl gelişim göstereceği tam olarak bilinmemektedir.
Meme kanseri kompleks bir hastalıktır. Her vaka birbirinin aynısı değildir. Meme kanserinin içinde bulunduğu evreye “stage” denir. Gerçek stage’in bilinmesi, doktorun tedavi planını yapmasını sağlayacaktır.
* Hayatınızda meme kanserine sebep olacak herhangi bir yanlış yapmamış olsanızda başınıza bu hastalık gelebilir.
* Meme kanseri bulaşıcı değildir, başka bir hastadan size bulaşmaz.
* Meme kanseri, stresle veya memeye travmayla (darbeyle) meydana gelmez.
* Meme kanseri gelişen çoğu kadının risk faktörü veya ailesinde hastalığa ait bir hikaye yoktur.
Kanserle alternatif tıp ve bioenerji yardımıyla daha rahat mücadele edebilirsiniz
27 Ekim
Yargıtay doktorların, hafif dahi olsa bütün kusurlarından sorumlu olduklarını vurgulayarak, doktorun, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorunda olduğunu kaydetti.
Özel bir hastanede sezaryenle doğum yapan bir hastanın, beyin fonksiyonlarının durup komaya girmesi sonucu ölümü nedeniyle, hastanın ailesi, anestezi uzmanı doktor ve hastane hakkında tazminat davası açtı.
Yerel Mahkeme, davayı kısmen kabul ederek, davacılara çeşitli miktarlarda maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme kararını davalılar yararına bozdu.
Daire, olayda davalı doktor ve hastanenin kusuru olup olmadığı belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesini kararına gerekçe gösterdi.
Dairenin kararında, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurlarının, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmesi gerektiğine işaret edildi.
“DOKTORUN SORUMLULUĞU…”
Doktorun, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorunda olduğu vurgulanan kararda, doktorun, asgari düzeyde dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlü olduğu kaydedildi. Kararda, şöyle denildi:
“Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta, tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemek hakkına sahiptir.
Gereken özeni göstermeyen vekil, ilgili kanun hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.”
BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ YAPILMALI
Somut olayda, davalı doktor hakkında açılan ceza davasının 4616 sayılı Yasa gereğince ertelendiği anımsatılan kararda, mahkemece ceza davasında alınan Adli Tıp ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarına dayanılarak sonuca gidildiği belirtildi. Kararda, davalılar tarafından bu raporlara itiraz edilmesine rağmen, mahkemece bu itirazlar üzerinde yeterince durulmadığı ifade edilerek, “Bu durumda, mahkemece davalıların ceza dosyasında alınan raporlara itirazları üzerinde durularak üniversiteden konusunda uzman, anestezi ve kadın doğum hastalıkları uzmanlarının da bulunduğu üç kişilik bilirkişi heyetinden açıklamalı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, olayda davalı doktor ve hastanenin kusuru olup olmadığının belirlenmesi gerektiği vurgulandı.
27 Ekim
Türk Kalp Vakfı, “Kadın Kalbi Merkezi” ve “Koruyucu Kalp Merkezi” kurdu.
Kurulan Kadın Kalbi Merkezi’nde, hemşire, diyetisyen ve teknisyenden oluşan ekibin kadın kalp hastalıklarıyla ilgili yaptığı çalışmalar arasında; tarama programları, muayene, teşhis ve tedavi, beslenme, spor, Ekokardiyografi, efor, hipertansiyon ve kolesterol testleri yapılıyor. Kadın Kalbi Merkezi’nde Prof. Dr. Filiz Ersel Tüzüner, Prof. Dr. Ergün Demiralp ve Prof. Dr.Nurgül Keser görev alıyor.
DÜNYA BİRİNCİSİYİZ
Erkek hastalığı olarak bilinen kalp damar rahatsızlıklarının kadınlarda daha çok görüldüğüne dikkati çeken Türk Kalp Vakfı Başkanı Av. Çetin Yıldırımakın ” 17,5 milyon kalp hastasının yarısından fazlası kadın. Bu hastalık kadınlarda erken teşhis edilmezse tedavi aşamasında zorlu bir döneme giriyor. Halk olarak bizi rahatsız eden bir durumla karşılaşmadan doktora gitmiyor, ihmalkar davranıyoruz. Sağlık kontrollerini alışkanlık haline getirmek ve erken teşhis için böyle bir oluşuma imza attık ” dedi.
27 Ekim
Cinsel hayatınızı ateşleyin Sağlıklı bir cinsel hayat için, yaşam kriterlerinizi değiştirmeniz gerekmektedir…
Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin yüzde 90’ında kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kolesterol, diyabet veya sigara kullanımı gibi risk faktörlerinden biri mutlaka görülüyor.
Prof. Dr. Hattatın önerdiği basit yaşam tarzı değişiklikleri şöyle:
Beslenmenize özen gösterin: Kolesterol ve doymuş yağ miktarı düşük yiyeceklere yönelin. Daha az kalori tüketin, sebze ve meyve kullanımınızı artırın.
Kilo verin: Şeker hastalığı, hipertansiyon ve damar sertliği gibi cinsel güçsüzlükle ilgili pek çok hastalıkta, kilo fazlalığı en önemli risk faktörüdür. Düzenli bir kilo verme programı damarlardaki kan akımını iyileştirip, cinsel yaşamınızı olumlu yönde etkiler.
Düzenli egzersiz yapın: Düzenli egzersiz alışkanlığı sizi yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve damar sertliği gibi cinsel gücü azaltan risk faktörlerinden koruyacak, damarlarınızı hep genç tutacaktır.
Strese dikkat!: Depresyonun ve tedavisinde kullanılan pek çok ilacın cinsel yaşamı olumsuz etkilediği biliniyor. Ayrıca gergin, stres düzeyi yüksek, sinirli erkeklerde cinsel güç kaybı daha erken yaşlarda ortaya çıkıp, daha yoğun seyreder.
Alkol ve sigaradan uzaklaşın: Alkol ve sigara cinsel sağlığa en zararlı toksinlerdir.
İdeal değerleriniz ne olmalı?
- Kolesterol seviyesi 170’in altında,
- HDL (iyi kolesterol) 60’ın üstünde,
- Trigliserit 150’nin altında,
- Tansiyon 120 - 80 mmHg olmalı.
- Bel çevresi erkeklerde 94 santimetrenin üzerine çıkmamalı.
27 Ekim
Eskişehir Devlet Hastanesindeki psikiyatri uzmanı Dr. Gönül Aydoğan, terk edilen ve anneleri tarafından yeterince kadar ilgi gösterilmeyen yeni doğmuş bebeklerde de depresyon görüldüğünü söyledi.
İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Taşbaşı Kültür Merkezi salonunda düzenlenen ‘Depresyon’ konulu konferansta konuşan Dr. Aydoğan, toplumun yüzde 20’sinde depresyon rahatsızlığı olduğunu anlattı. Depresyonun kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görüldüğünü kaydeden Dr. Aydoğan, “Bunun nedeni kadınlara iş ve ev yaşantısında ağır sorumluluklar verilmesidir” dedi.
Yeni doğan bebeklerde de depresyon olayının yaşandığını belirten psikiyatri uzmanı Dr. Gönül Aydoğan şöyle konuştu:
“Depresyonun çocuklarda, özellikle 5- 12 yaşlarında sık olarak görüldüğü bilinmektedir. Artık yeni doğan bebeklerde bile dpresyondan bahsediliyor. Özellikle terk edilen ve anneleri tarafından yeteri kadar ilgi gösterilmeyen bebeklerde depresyon görülüyor. İsteksizlik, neşesizlik, hayattan zevk almamak ve mutsuzluk depresyonun en çok görülen bulgularıdır. Depresyon fark edildiğinde geçmesini beklemek, bunu huy olarak algılamak, kişileri dışlayarak çözümden kaçmak, hastalığın uzamasına ve kronikleşmesine sebep olacaktır. Depresyon ile ilgili bilgilendirmeler arttıkça insanlar daha çok doktorlara gelmeye başladı. Eskiden doktora ‘Ben deli değilim’ diye gelirlerdi. Şimdi ise, ‘Benim psikiyatriste ihtiyacım varmış’ diyorlar. Bu sevindirici bir gelişmedir.”
25 Ekim
Türk Pedodonti Derneği Ankara Şubesi’nin düzenlediği 15. Türk Pedodonti Derneği Kongresi, Antalya Titanic Otel’de başladı. Kongre’ye Uluslararası Pediatrik Diş Hekimleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Anna Fuks ve Hollanda’dan Prof. Dr. Bob Ten Cate de katıldı. 21 Ekim’e kadar sürecek kongreye başkanlık eden derneğin Ankara Şube Başkanı Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tezer Ulusu, çocuk diş hekimliği anlamına gelen pedodontinin Türkiye’de yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi. Türkiye’de çocukların yüzde 80′inin dişinde çürük olduğunu belirten Ulusu, “Maalesef çocukların ağız sağlığı hiç iç açıcı boyutlarda değil” dedi.
Kuzey Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, ABD, İngiltere hatta Malezya’da diş çürüğü oranının Türkiye’nin çok çok altında olduğunu bildiren Prof. Dr. Tezer Ulusu, “Bizim çocukların ağız ve diş sağlığı için acilen birşeyler yapmamız gerekiyor. Çocuklarımızın ağız, diş sağlığı Malezya’daki çocukların da gerisinde” dedi.
LOKUMU TÜLBENTE SARIP VERMEYİN
Türkiye’de çocuklarda en önemli çürük probleminin biberon ve emzikten kaynaklı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tezer Ulusu, “Geleneksel, çocuklarını çok severek yetiştiren, ağlatmaya kıyamayan toplumlarda daha çok görülen biberon çürüğünün azaltılması için ailenin eğitimi şart. Bir çok anne, emziği, bala, reçele, lokuma bandırıp çocuğa veriyor. Hatta çocuğunu susturmak için lokumu tülbente sarıp çocuğuna veren anneler var. Bu uygulama çürük sayısını çok artırıyor. Japonya’da da bu tür şeyler yaşanmış ve Japonya bunu yasaklamış. Çocuklar ağlasın, nasıl olsa bir şekilde avunur ama dişleri çürümesin” diye konuştu.
Biberon çürüğü ile başetmenin çok zor olduğunu vurgulayan Tezer Ulusu, “Biberon çürüğünde dişin büyük kısmı çürüyor. Kalan kısmına tedavi işlemi yapmamız çok güç oluyor. Diş çürüğünün geliştirdiği iltihaplara da neden oluyor. Her süt dişin altında daimi diş vardır. Süt dişi tedavi edemediğimiz için çekmek zorunda kalıyoruz. Süt dişi erken çekince yanındaki dişler boşluğu dolduruyor alttan çıkacak diş, yer bulamıyor ve çapraşık dişler meydana geliyor” şeklinde konuştu.
UYUTUP DOKTOR KORKUSUNU AŞTIK
Çocukların diş hekimi korkusunun sedasyon denilen uyutma yöntemiyle çözüldüğünü belirten Prof. Dr. Tezer Ulusu, “Sedasyon konusunda çok güzel bir aşamadayız. Bir çok fakülte sedasyonla çocukların dişlerini tedavi etmeye başladı. Uygun dozda çocuğu zarar vermeyecek şekilde çocuklar bilincini tam kaybetmeden tedavileri başarıyla tamamlanıyor. Sedasyon uygulamasında çocuk işlemi unutuyor” dedi.
Ağız diş sağlığı merkezlerinin bekleme alanlarında dişi apse yapmış ve yüzü şiş bekleyen çocukların bulunduğunu belirten Ulusu, “Biz koruyucu diş hekimliği hizmeti almak için çocuklar gelsin istiyoruz ama aileler son aşamada çocuklarını doktora getiriyor” ifadesini kullandı.
25 Ekim
Sizin açınızdan estetik cerrahinin uygulandığı alan çok önemli. Örneğin bir lifting ameliyatının ardından aynada yüzünüze baktığınızda kimseye görünmek istemeyeceğiniz belirtileri görmek sizi ürkütebilir. Bir göz çevresi ameliyatı ilk anlarda ve iyileşme sürecinde sizi tedirgin edebilir.
Çünkü kimilerinde belirtiler kabul edilebilir iken kimilerinde daha ürkütücü olabiliyor. İncelip beden çizgilerini yeniden yapılandırmak için uygulanan liposuction sonrası bile şişkinlikler sizi yanıltabilir hatta ameliyatın başarısız olduğunu bile düşündürebilir. Karın germe ameliyatı ciddi bir operasyondur ama kişiyi çok mutlu eden sonuçları yüzünden katlanmaya değer. Bu tür bir ameliyatın ağrılı ve acılı yanı da kişiye göre değişir. Kimileri ağrıya dayanıklıdır, dayanılabilir ağrılarla iyileşir; ama bazılarımızı ağrı hayli zorlar. İşte bunları atlatmanın tek yolu, ön hazırlıklardan geçiyor. Sadece her şeyin bir süresi olduğunu ve bu süre sonunda daha genç görüneceğinizi ya da sizi üzen kusurların giderileceğini düşünerek sabretmelisiniz.
Bu arada doktorunuz da size nasıl olduğunuzu soracak, iyileşmenin seyrini takip edecektir. İyileşme sürecinde varsa dikişleriniz alınacak, sargılarınız açılacak, belli bir sürenin sonunda (liposuction) korsenizi çıkaracaksınız ve cerrahınızın belirlediği süre sonunda da iyileştirici ve izleri giderici peeling ve masajlar içeren bakımlarınıza başlayabilirsiniz. Sakın yaralara dokunmayın, onlarla oynayarak dejenere ederseniz, ardından iz bırakacağından emin olabilirsiniz.
Ayrıca unutmayın ki cilt ne kadar temiz olursa yara o kadar iyi kapanacaktır. Dolayısıyla kesiklerden çekinmeden cildi yıkayarak temizlemenizde yarar var. Cildinizin hiç bu kadar suya ihtiyacı olmamıştı, bu yüzden özellikle şimdi cildinizi sakın susuz bırakmayın, ona kana kana su verin, yani nemlendirin. Bu bakımlar hem iyileşmeyi çabuklaştırır hem de en kısa zamanda toplum içindeki yerinizi almanızı sağlar.
![]()